Ne dersin?

Bu haftaki büyük buluşmamızı gerçekleş-tirdik kuzumla. Bütün bir hafta boyunca birbirimizi görmememiz, sürekli gerilen bir yay gibi etki ediyor bize, bırakılınca olanca gücüyle yapışıyoruz birbirimize, göğüs göğüse… Ayrılık vakti gelinceye kadar bu şekilde, burun buruna yaşıyoruz âdeta. Aslında ayrılık çok kötü bir anlama sahip değil, sadece ayrı olma durumunu belirtiyor. Noktalamak, bitirmek demek değil. Ama nedense toplum böyle demişse, doğrudur. Geneli nasılsa, doğrusu odur anlayışı bizi böyle düşünmeye sevk etmiş. Ben böyle düşünmüyorum.

Bu haftaki gündemimiz oldukça yoğundu, birkaç gün önceden kızımla neler yapabiliriz, neleri paylaşabiliriz diye küçük bir araştırma yaptım. 23 Nisan günü yat limanında Oyuncak Müzesi açıldı. 21-24 Nisan tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi’nde Antalya Çocuk ve Oyun Şenliği vardı. 23-24 Nisan’da Kepez Kent Ormanı’nda da çeşitli etkinlikler olacaktı. Herhangi birine gitmeyi düşünebilirdik. Ama Beren’in üzerine kahvaltı sonrasında yediği meyveler ve evin sıcaklığı da eklenince bir ağırlık çöktü. Hafif hafif mayışmaya başladı. Evde fazla oyalanmadan dışarıya çıktık. Uzun zamandır gidemediğimiz büyük babaanneyi, dayıyı, yengeyi ve Umut abisini ziyaret ettik. O kadar mutlu oldular ki Beren’i gördükleri için, etrafında pervane oldular resmen. Büyük babaannesi bir taraftan, dayısı, yengesi bir taraftan oyunlar oynadı, eğlendi. Umut abisinin yeri ayrı, o arkadaşı. 🙂 Özlemin verdiği duygu bir başka oldu, buna şahit oldum. Birlikte gülücükler uçuştu havada…

Oradan ayrıldıktan sonra, daha önce düşündüğüm Kepez Kent Ormanı’na gittik. Sadece hafta sonu olduğu için miydi yoksa 23 Nisan etkinliklerinden dolayı mıydı bir kalabalık vardı. Havanın sıcağı bir yandan, Beren’in uykusunun bastırması bir yandan içeriye girdik. Çok güzel bir girişi var. Ağaçlar, yemyeşil çimenler… Bir süre orada gezindikten sonra, kıyamadım kuzuma ve çıktık, eve gitmeye karar verdik. Eve dönüş yolculuğunda yine uyudu yavru can, bütün günü dolu dolu yaşayıp, yorgunluğu ağır basınca. Eve girdiğimizde hâlâ uyuyordu omzumda. (Saatlerce bu şekilde kalabilirim.)

Biraz terlemişti, üzerini değiştirirken uyandı. Ama ne keyifle! Çoğunlukla üstünü değiştirirken ayaklarıyla gözlerimi kapatıyorum ve bebekliğinden de bildiği ce-ee oyununu oynuyoruz. Yine oynadık. Sonrasında iyice hararetlendik, alt alta üst üste bir süre boğuştuk. Keyifli dakikalar geçirdik. Daha sonra babaannesinin getirdiği muşmulaları yedik.

Gün içinde ilgimizi çeken ve bizi güldüren sözü, yapmak istediği bir şeyi söyledikten sonra, “ne dersin?” diye sormak oldu.

Baba: Beren, salona gidip çizgi film izleyelim mi?

Beren: Bebeğimi uyuttuktan sonra izleyelim, ne dersin? 

Seninle en mutlu biz olalım mı kuzucuğum, ne dersin?

3 Thoughts on “Ne dersin?

  1. Serdal teyze on 16 Mayıs 2011 at 18:28 said:

    Evimizin neşesi küçük tatlı cadııı:DD. Büyük babaannenler o günden beri hâlâ seni konuşuyor. Onlara sarılmanı, özlemle evin her köşesini dolaşıp, aaa bak burda bu var burda şu var deyişlerini :)) Oyuncaklarının bile yerlerini gösterip bilgiç tavırlarla ben zaten biliyomm burası benim büyük büyük babaannemin evi deyişini :)))

  2. Babaanne ve dede on 4 Mayıs 2011 at 11:03 said:

    Babaanneciğim sen bizim canımızsın, bu bir gerçek ve kimse bu gerçeği değiştiremez değil mi? Ne dersin?

  3. Babaanne ve dede on 27 Nisan 2011 at 11:33 said:

    Baba kız çok ama çoooook mutlu olun, sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation