Beren ve pembe bisikleti

Önceki haftalarda Beren birlikte yolda yürürken bisiklete binen çocukları göstererek, “Baba bana da büyüyünce böyle bisiklet alır mısın? Hem de pembe” dediğini hiç unutmadım. “Tabi ki alırım kızım. Sen biraz daha büyüyünce sana da bisiklet alırım. Beraber de bineriz. Olur mu?” diyerek uygun boyda bir bisiklet alıp, kuzucanımla birlikte bisiklete bindiğimizi düşündüm.

Birkaç haftadır alt tarafı bir çocuk bisikleti diyerek gidip herhangi bir yerden bisiklet almadım. Alamadım aslında. Bu bisiklet benim en sevdiğime olacağı için, önce bir araştıracaktım, boyuna uygun mu, rengi istediği gibi mi? Ergonomik mi, açıları uygun mu… Bunlar belki çok gereksiz detaylar kimine göre ama içime sinerek binebileceği bir bisiklet olmasını istedim. Olan sadece birkaç hafta sonra bisiklete binmesiydi.

Beren’i annesinden almak için gittiğimde Beren önce beni gördüğü için sevindi. Tam kucağıma gelecekti ki, akıllı bıdığım annesine geri döndü hemen. O arada ben de pek bir şey diyemedim. Hem gelmek istiyor benimle, hem de kendince bir oyun oynuyor yavrucan. Arabaya binmek için annesinin koltuğa oturtmasını istedi. Numaradan dudak bükmeler falan filan. Koltuğa oturduğu anda ben işaret ve orta parmağımı Beren’in üzerinde yürüyen bir adam gibi yaparak dikkatini dağıttım ve bükülen dudakların altındaki gülücükleri ortaya çıkardım. Aslında yürüyen adam değildi, bir karıncaydı o. Çünkü Berenle neredeyse bir senedir bu karıncayı(!) besliyoruz. Çoğu zaman yemek yerken bile bu karınca bize destek oluyordu. “Karınca geldi, Beren’in ağzını arıyor, acaba Beren’in ağzını bulabilecek mi?” diye sorarken ağzını kocaman açıp lokmaları alıyordu.

Beren’ e bu arada bir de sürprizim olduğunu söyledim. Ama çok üzerinde durmadı. Ben de ne olduğunu söylemedim. Yol boyunca yine sohbet ettik, trafik ışıklarında kırmızıda durmak ve yeşilde geçmek gerektiği hakkında mesela.

Babaanneye geldik ve Beren kapıdan içeriye girer girmez pembe bisikleti gördü. Babasının bisikleti ile yan yana. Sanki bisiklet hiç orada yokmuş gibi davrandı ve odasına koştu. İlk işi hep odasına gitmek her hafta. Sonra ben de artık koşma işine başlamış oldum. Her pazar Beren nerede ben orada. 🙂 Sonra yeniden geldik bisikletin yanına ve biniverdi üzerine. Sonrasında arada bir nazlanıp “Baba sen bindiiir” dediği de oldu ama kendisi binebiliyor çok güzel bir şekilde. Sanki doğduğundan beri bisiklete biniyormuş gibi rahattı. Hem denge olarak hem de gidonu tutuş şekliyle çok başarılıydı benim kızım. Ortalıkta ne kadar halı, paspas, kilim vs. varsa hepsini “kaldırın bunları!” diyerek kaldırttı bize minik tatlı tavşanım ve odadan odaya geçti yeni bisikletiyle. Koridordan hızlıca geçip odasına doğru ani bir manevrayla girdi ve orada halının üzerinde kaldı. Bisikletin geri geri çıkmayacağını da çok önceden kavrayan kuzu, hemen “çevir!” komutuyla, arkasında biten babasına talimatı verdi. Çevirdik bisikleti yine koridor tarafına ve balkona doğru yöneldik. Balkona çıktık ve korkulukların kenarında “buraya park edelim” dedi. Ettik de. 🙂 Bir ara mutfakta eteğiyle bisiklete binerken birden durdu ve inmek istedi. O arada eteği seleye takıldı ve inişi zorlaştı. Arkasında ben olduğum için benim yaptığımı düşünerek, “Sen yaptın! Sen yaptın!” dedi işaret parmağını aşağı yukarı sallayarak. Ben de bunun üzerine şort giymenin bisiklete binerken daha iyi olacağını söyledim. Söylemekle kaldım çünkü elbise giymeyi daha çok seviyor.

Evdeki bisiklet turları bizi artık kesmeyince, site içinde bir tur planladık. Aşağıya indik asansörle, bu arada Beren bisikletin üzerinde, dışarıya çıktık. Apartman çıkışında zemin çok düzgün olduğu için bisiklet kullanımı hoşuna gitti. Otoparka inip parke taşların üzerinde şansımızı denediğimizde ise, zorlanacağını anladı ve bir basamak yukarıdaki düzgün zemine çıktık. Bu kez tam ters yöne doğru gittik ve düzgün zemin sonunda küçük bir rampayla yürüyüş yoluna indik. Bu deneyim de çok eğlenceliydi kuzu için ama o kadar da değilmiş. Beren’in göz hizasında zemin kat komşumuzun küçük kızlarına ait yeşil bir sandalye varmış. Beren’in “yeşil sandalye, ona oturmak istiyorum. Orada yeşil sandalye var” diye heyecanlandığı tarafa Beren bakınca yeşil sandalye, ben bakınca havuzdaki beyaz şezlongu görüyordum. “Yeşil sandalye yok bebeğim, nerde hani?” diye sordum. Beren de “iki adım ilerle de öyle bak” dese yeriymiş. Gerçekten bahçe tarafında yeşil küçük bir sandalye varmış. Ben biraz daha öteye bakıyormuşum. Bakış açımda bahçeyi tam olarak göremiyormuşum. Biraz ilerdikten sonra gördüm yeşil sandalyeyi. “Gördüm tatlım” diye sevinirken, Beren zaten o konuyu kapatmış çoktan. Komşularımızla da o arada biraz sohbet ettik. Pazar günü dolayısıyla da fazla oyalamamak için kısa kestik. Beren de zaten havuza girmek istemişti. Bisikleti yukarıya çıkardık, havuz için hazırlandık ve indik yeniden. Küçük havuz Beren’in havuzu diyerek kıştan beri üzerinde çok konuştuğumuz havuzu meğerse Beren çok sahiplenmiş. Bir başkasını gördüğünde, “benim havuzuma girmişleeer” diye yakınıyor. Anlatıyorum yeri geldiğinde, orası küçüklerin havuzu, bu taraftaki de büyüklerin havuzu diye. Küçüklerin küçük havuzda, büyüklerin büyük havuzda olmaları gerektiği anlaşıldı ve sadece Beren’in olmadığına da kanaat getirdi. O kadar ki birlikte küçük havuzda Beren’in yanındayken, “Sen orada gir havuza” dedi, büyük havuzu göstererek. “Seni burada yalnız bırakmak istemiyorum tatlım” diyerek de durumu idare ettiğimi düşünüyorum. Havuzu da bitirdik, yukarıya çıktık duşumuzu da yaptık. Bir meyve partisi ile de dinlendik. Her boş anında kendisini odasında bulan kızım bulduğu kalemlerle defterine resimler yaparken bir taraftan da resimli kitabına bakıyordu. Çeşitli hayvanlara karışık olarak baktıktan sonra, bana da teyit ettirdi birkaçını. Bir tane de köpek vardı kitapta. Bana sorduğunda yalnızca köpek demedim de, kurt köpeği dedim. Beren de hemen şımarıklığını takındı ve “furt köpeği” deyiverdi. Üst üste furt köpeği furt köpeği deyince de bir tuhaf oldu. Gülüştük. Yine böyle şımarıklığın son noktasındayken, yüzü şekilden şekile giriyordu bebeğimin. Sofrada kızarmış tavuklarımızı yerken üzerine kimyon da attık. Minicik elleriyle serpiştirmesi çok sevimliydi. Bir ara kimyonun rengine takıldık. Sarı mı yeşil mi? Ne renk? Kaşlar gözler oynuyor bir yandan. “Mimiklere bak” dedim babaanneyi ve dedeyi uyarmak için. Beren de gecikmedi anında “nerde?” dedi bir şey arıyormuş gibi yaparak. 🙂

Daha önce de e-bebek’e gittiğimizde eğlence katı Beren’in çok hoşuna gitmişti. Yine oraya gittik ve kapıdan içeriye girer girmez ablaları karşıladı kuzumu, ablaları hoş geldin derken Beren “biz yukarı çıkıcaz.” dedi daha ablalar ne olduğunu anlayamadan. Üst katta oradan oraya koşarak enerjisinin kalan kısmını da burada harcadı. Mekanik tamir setlerinin olduğu bölümde cıvata, somun, pense, çekiç gibi aletlerin arasında plastik bir gönye buldu. Duvara dayadı, bir eliyle de sağ sol yaparak ayarladı ve “biz bunla ölçü alıyoz” dedi. Şaşırdım doğrusu. Sen nereden biliyorsun yavrucanım onu. Maşallah! Bir süre daha orada oyalandıktan sonra, annesinin yanına gitmek üzere hazırlandık. Bugünü de eğlencenin doruklarında yaşadıktan sonra, bebeğimin yüzünde gülücükler olduktan sonra başka ne isteyebilir ki bir baba düşünceleri arasında yola çıktık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation