Karagöz&Hacivat

Kuzucanımla bir araya geldiğimiz anlarda farklı bir heyecan, farklı bir kalp modu oluyor sanki. Çok farklı bir boyuta geçiş yapıyorum. Beren parlak bir nokta olarak gözümün önünde belirirken etrafımızdaki her şey flu bir hâl alıyor. Sadece kızıma yoğunlaşıyorum. Bu da ta uzaktan fark ediliyor ki, bizimle konuşmak için, baba-kızın ilişkisine daha yakından bakmak için gelen insanlar da bunu söylüyor.

Bu kez Beren’in annesinin daha önce bana söylediği bir şeyi uygulayamadık. Beren’i sadece benden al, bana teslim et dediğini biliyorum. Kendisi şehir dışında olacağını telefonla bana bildirdikten sonra, Beren’i almam gerektiğinde dayısını aramamı söyledi. Ben de bunu gayet normal karşıladım tabi ki. Sonuç olarak yabancı birisi değil elbette alabilirdim, sorun olmayacağını söyledim.

Ben de pazar sabahı 11.30 gibi Beren’i alırım diye düşünürken, hesapta olmayan bazı nedenlerden ötürü geç kaldım ve buluşmamız biraz gecikmeli oldu. Olsun varsın. Geçen zamanın çokluğu değil, sevgi yoğunluğu önemli. Biz bir dakika bile göz göze gelsek kuzumla, o aktarımı zaten yapabiliyoruz. Gözlerimizin derinliklerine inerek konuşuyoruz. Bir bakış anlatıyor her şeyi.

Çocuk sahibi olan her ebeveyn, çocuk yetiştirmekle ilgili, kitaplardan ve en çok da internetten yararlanarak bir araştırma içine girmiştir. 3-6 yaş arasının önemli olduğunu da mutlaka okumuşlardır. Ben de okudum. O nedenle Beren’in 3. yaşını dolduracağı bu ay, çok önemli bir başlangıç ayı. Daha dikkatli ve özenli bir yaklaşımda bulunmamız gerekiyor. Bugüne kadar yaşanan bazı sıkıntılı anların ve dönemlerin Berenle hiç ilgisi olmadığı gibi, bu saatten sonra Beren’in bu durum içerisinde bırakılması da çok büyük haksızlık olur. En başta ebeveyn olarak konuştuğumuz gibi, yalnızca annesinin ve babasının varlığını bilip kendisinin yanında olduğunu hissettirmek yeterli olacaktır. Bu dönemde kızgınlık ve iyi niyetli olmayan yaklaşımın kimseye faydası olmayacağı ve hiçbir şeyden haberi olmayan minik kuşuma en büyük zararı vereceğini bilmek de üzüyor açıkçası. Olabildiğince anne tarafıyla ilgili konuşmamaya dikkat ediyorum Berenle. Eğer Beren anlatmaya başlarsa bir sevinçle, destekliyorum da…

Beren ile salondaki çiçek ile ilgili konuşurken, Beren, “Bu çiçek kurumuş” dedi ve bir yaprağını kopardı. Ben de “Koparmayalım tatlım, su dökelim de büyüsün” dedim. Beren koşa koşa gitti mutfağa, babaannesinden su aldı ve getirip hemen döktü çiçeğe… Yeter bebeğim o döktüğün su demek zorunda kaldım 🙂 Ardından da aldım cevabımı: “Ama büyümediler ki!”

Evde taze fındık yiyoruz hep birlikte, sofra altını serdik, fındıklar bir torba hemen yanımızda, birkaç tane kırdık yedik. Beren de kırılan fındıkları kabuklarından kendisi çıkarıp yemeyi sevdi. Sonra kendisi aldı fındık kıracağını ve kırmaya çalıştı fındıkları. Önce yetmedi gücü kuzumun 🙂 Kıracağı tuttuğu yerden dolayı. Bir süre azimle denedikten sonra, “Olmuyo baba sen yap!” 😉

Ben de yardım ederek, nasıl yapması gerektiğini söyledim ve gösterdim. Ondan sonra da kendisi kırabildi fındıkları. (Arada küçük destekler de oldu tabi) Bir tane, iki tane derken epeyce bir fındık kırıp yemişiz. Beren de çok sevdiği için bu aktiviteyi onun için de yedim. Sıra ile kırdı fındıkları bize, babaanneye, dedeye.. Bir tane de babaya; “Al bakalım bu senin için!”

Fındıkları yeyip ortalığı toparladıktan sonra, sehpa üzerinde bir alışveriş merkezinin tanıtım broşürü varmış. Beren bunu gördü ve tanıdık bir şey gördü. Karagöz ve Hacivat! Karagözle Hacivat! Hangisi Karagöz hangisi Hacivat diye de sordum. İkisini de biliyormuş kuşum. Hemen ellerini çenesinin altında yumruk yaptı ve başladık Karagöz Hacivat oynamaya… 🙂

Bugünlerde kimse dışarı çıkmak istemiyor bu sıcaklarda (Ramazan ayı içinde olmamızın da etkisi var tabi). Havuzda tek başımızaydık öğleden sonra ne güzel! Babaanne de katıldı bize ve saatlerce yüzdük eğlendik yine. Beren’i geç aldığım için bugün zaman çabucak geçiverdi ve akşam oluverdi bile. Yanak yanağa bir dokunayım da kuzuma. En büyük kârım bu hayatta.

Önümüzdeki hafta daha önce de yazdığım gibi, Ocak ayından bu yana ilk kez kızımla sarılıp uyuma şansım olacak. Bir hafta belki 10 gün… Kaç gün olduğu da önemli değil aslında. Ben kızıma dokunabileyim, onu hissedebileyim de…

Öğle yemeğinde yediğimiz lezzetli balıkları Beren tek başına yemek istedi. Aldı çatalı ve bıçağı eline [hem de doğru bir şekilde, bıçağı sağ eline, çatalı sol eline :)] girişti balığa. Önce kılçıklarını çıkarmak gerek diyerek bir ters yüz etti balığı ve sonrasında babaannesi ayıkladı kılçıklarını, afiyetle yedi. Çok da yakıştı tatlım ellerine çatal bıçak… Kıyamam sana!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation