Eski ev, evim, evimiz

Son haftalarda hatta son birkaç aydır Beren’de fark edilir ölçüde büyük değişiklikler var. Olaylara yaklaşımı, daha uzun süre dikkatini yoğunlaştırması ve söylenen sözlere verdiği tepkiler ilk aklıma gelenler. “Ben şunu yapabiliyorum, artık büyüdüm.” kalıbını çok duyuyorum. Bu hafta da ilk karşılaşmamızda söylediği şey, ben eskiden apcipci diyordum, şimdi apsi deyzi (Upsy Daisy) diyebiliyorum oldu. Sabah kahvaltısı için babaanneye geliyoruz her pazar. Gelir gelmez Beren bu durumu paylaştı hemen babaannesi ve dedesiyle. Ne kadar büyük bir sevinç yaşadın kuzum sen bunun için… Küçük bir şey gibi ama aslında çok büyük bir şey, ben de hissettim bunu, “seninle” ilgili olduğu için…

Berenle günlük etkinlik düşüncelerimizi paylaştık. Beren “eski evimize gidelim” dedi. Sonra e-bebek’e de gideriz diye devam etti. Kuzum da biliyor babasıyla kısıtlı bir zamanı olduğunu ve onu da yapalım, bunu da yapalım hepsini sıkıştıralım bir pazar gününe diye uğraşıyor. Babaannede öğle yemeğinden sonra kekimizi, meyvelerimizi de yedik. Dışarıya çıktık. Beren’e önce evimize uğrayalım, orada bir yıkayayım seni, sonra çıkalım dedim.  Çünkü yemekte balık vardı ve çok rahat yemek yediğimiz için saçımız başımız balık koktu. E-bebek’e de gidelim dedi anında. Geçtiğimiz haftalarda da hep son dakikada söylüyordu bu isteğini, zaman kalmadığı için gidemiyorduk. Bu hafta götüreceğim kızım seni oraya dedim kendi kendime.

Evimize geldik, Beren’le bir güzel banyo yaptık. Güle oynaya, köpükler içinde. Sonra giydirdim bir güzel, dışarıya çıkmaya hazırdık. (Ben hazırmışım, Beren daha değilmiş.) Odasına geçti, ben odamda oyun oynamak istiyorum diye. Oradaki sepeti devirdi halının üstüne. Mor sırt çantasını ve Ayşe’sini aldı eline. Aynı zamanda bisikletine de bindi. Eller dolu olunca çantayı ve bebeği “baba sen bunları tut” diye tutuşturuverdi elime. Ben o arada mutfağa geçtim bir ara. Beren’in pastel boyayla yaptığı bir resim var buzdolabının kapağında bir reklam magnetiyle tutturulmuş vaziyette. Tam da Beren’in göz hizasında. Beren de geldi arkamdan. “Aaa bu benim yaptığım resim!” dedi ve sevindiği belliydi. “Evet tatlım o resmi sen yaptığın için ben de buzdolabına astım.”… Göz göze geldik. Birer küçük gülümsemeyle, konuşmaya gerek kalmadı. Kaldığımız yerden devam sonra mutfak turuna. Klimanın üzerinde de magnetlerde sabitlenmiş Beren’in fotoğrafları var. Bunlardan birisi ilk doğum günü kutlamasını yapacağımızda özel olarak hazırlattığımız baskılı tişörtü ile uyurkenki fotoğrafı. Ona baktı uzun uzun, diğerlerine de.

Salona geçtik birlikte ve yanımızda birkaç(!) oyuncakla birlikte. Yemek yedi, banyosunu da yaptı ya kuzu, iyice rahatladı ve mayıştı koltukta bir ara. Sonra Alekey açmamı istedi. Alekey (Aslan Alex – Madagascar 2, Escape to Africa) izledik yine kaçıncı kez bilmiyorum, bir taraftan da jenga bloklarıyla en yüksek kuleyi yapmaya uğraşıyorduk. Ara sıra “e-bebek’ e de gidelim hadi tatlım” diye hatırlattım Beren’e. “Hayır ben gitmek istemiyorum, biraz daha burda oynamak istiyorum” dedi her seferinde. Uyku da gelip üzerindeki baskıyı iyice arttırdı Beren’in. Bunun da farkındaydım ama evden çıkmak istemedi. Akşam olduğunda bir saatliğine Levent abimiz de uğradı Beren’i görmek için. Bir sürede üç kişi devam ettik oyuna. Bıraktık jengayı, resme geçtik. Zebralar, sincaplar yaptılar Levent abiyle. Boyadılar rengârenk.

Anneye gitme vakti geldi ve Beren’i hafif uykulu bir şekilde öperek uğurladım. Sevgiyi her seferinde yeniden tanımlıyorum. Herkese de “canım” denmez ki içten gelmeyince. Kızınsa senin, sen onun babasıysan ancak o zaman dersin “Canım (kızım)” diye. Severken içeriden gelen bir etki bu. “Kuşuumm” diye seviyorsun. Kulakların duymuyor bile bu sesi… 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation