Kış pazarları

Artık yavaştan günlerin kısaldığı, soğuk, kasvetli, puslu günler yaşayabileceğimiz döneme girdik bu hafta sonunda. Beren’in biraz daha evde, sıcak ortamda bulunmasını istediğimden -geçen haftalardan devam eden burun akıntısının ve arada bir olan öksürüğünün tam olarak iyileşmesi için- dışarıya çıkarmak istemedim önce.

Pazar sabahına uyandık yine neşeli penguenler gibi. Bazen arkasından bakarken Beren’in, öyle bir ısınıyor ki içim, öyle sevimli geliyor ki hâl ve hareketleri, penguene benzetiyorum. 🙂

 

Renkleri öğrenmiştik çok öncelerden zaten ama bazen o kelimeleri duymak istiyorum o tatlı sesinden kuzumun ve sık sık soruyorum o ne renk bu ne renk diye. Renkleri öğrenirken örneğin sadece mavi  ya da yeşil olarak da değil, açık yeşil ve koyu yeşil, açık mavi ve koyu mavi diye de gruplayarak öğrendi. Bunun yanında bir de sevdiği turkuaz rengi var tabi. Repertuvar geniş… Renkleri öğrendik, baba da sorup duruyor, söylüyor da sabırla yavru kuş. Renklerden bahsederken bir ara “bu ne renk?” diye sordum. “Mosmor.” Hııı anladım kızım…

Ondan sonra geçtik bütün pekiştirilebilecek renklere, kıpkırmızı, sapsarı, masmavi vs. Söylerken o kadar vurgulu söylüyordu ki bunları, hele “p”nin vurgusu…

Geçtiğimiz hafta kutladığımız kurban bayramında büyük babaanneyi ziyaretimizde yaşadığımız bir olay; Konu el öpmekten açıldı. Büyük babaannenin de elini öpmesini söylerken sessizce, büyük babaannesine eli belinde dönerek, “keşke sen de bize gelseydin!” 🙂 Çünkü bir gün önce benim, babaannesinin ve dedesinin elini öperek bayramın ilk gününe başlamıştı.

Evde geçirdiğimiz saatlerde Beren, boyu kadar bir Caillou boyama kitabı ile kocaman resimlerin içlerini doldurdu babaannesi ile birlikte. Canı sıkılmaya başladıktan sonra da renkleri öğrenirken kullandığı küçük yün yumaklarını açarak evin her bir köşesini birbirine bağladı. Oyuncaklarının bir kısmını(!) oturma odasına taşıyarak bir müddet de burada vakit geçirdi. Üzerine giymeye ikna edemediğimiz kıyafetleri de kendi odasında yerlerde sergileniyordu. Babaannesinin aldığı yeni bir yeleği kısa kollu diye giydi. Fotoğraflardan da görüleceği üzere, mümkün olan en kışlık kıyafeti üzerindeydi ve biz buna da şükür demekten başka söyleyecek bir söz bulamadık. Gün boyu atlet ve külotla dolanıp, çorapsız yerlere bastığı hâllerinden çok daha iyiydi en azından.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation