Hastane günleri

Kuzucuğum bayramın ertesi günü bir karın ağrısı, mide bulantısıyla ve yüksek ateşle uyanmış sabaha. Annesi erkenden haber verdi. En kısa sürede doktora götürmeliydik. 8.30’da Anadolu Hastanesi‘ndeydik. O anda uygun olan hangi doktorsa artık zaman kaybetmeden görmeliydi durumunu. Daha önceki birkaç küçük rahatsızlığında kontrol eden doktorları Gökhan beyi ya da Hediye hanımı aradık ilk anda. İkisi de uygun değillerdi ve geçen zaman içinde Beren’in keyfi kaçmıştı iyice. Gökhan beyin randevularının tüm gün dolu olduğunu söylediler ilk etapta. Biz de uygun olan kim varsa onunla görüşmek istedik. Sonra birden nasıl olduysa oldu, 9.15’te Gökhan bey ile görüşebileceğimizi söylediler. Yarım saat beklememiz gerekecekti. Kafeteryada bekledik, Beren’i oyalamaya çalıştık. Vakit geldiğinde kapıda hazırdık fakat burada da bekledik. Tüm randevular 15 dk ara ile verildiğinden düzenli gitmesi beklenemezdi tabi ki. Bir yarım saat daha bekledik. Hasta için uzun bir süre. Hasta bir çocuk için daha da fazla. Sonunda sıramız geldi de girdik muayeneye. Beren hem hâlsizdi hem de orada epeyce beklediğinden sıkılmıştı ve her zaman doktora yardımcı olan bebeğim biraz direndi. Ağlamaya başladı ve zorlukla kontrolü tamamlandıktan sonra biz kuzumla dışarıya çıktık, bekleme alanına. Annesi içeride doktoru ile görüşmeye devam etti. O arada hemen muayene ücreti talep eden kıza da biraz saydırdım. Annesi de çıktı o arada ve kısa bir bekleyişten sonra idrar tahliline ilave olarak kan tahlili ve tüm batın (karın) ultrasonu istendi. Öncesinde ödediğim muayene ve idrar tahlili bedelinin ardından, siz şimdi bunun da bedelini talep edersiniz, hemen şurdan alıverin de işlemlere başlayalım diyerek, kıza sataştım. Neyse ödedik onu da bir şekilde. Bunları yazıyorum çünkü yapılacak olan tahlil için gerekli kan alımında bebeğimin canını çok yaktılar. Yapamadılar ve iptal etmek zorunda kaldılar tüm işlemleri. Bir süre sonra dayanamayıp, çekin onu istemiyoruz diyerek son verdim kuzumun acısına. Gözlerinden akan yaş ve bizim elini kolunu tuttuğumuz o andaki çaresizliğine dayanamadım. Biliyorum olması gerekiyor kızımın iyiliği için ama orada kanı alacak doğru kişi o değildi. Ultrason için de normalde sıra beklemek gerekiyordu. (Daha önce de böyle olmuştu.) Ultrason da 10.15’te yapılacaktı. Ne olduğunu bilemedik ama memnunduk. Herhalde biraz gergin gördüler beni. Böyle mi olmak zorunda her zaman? Gürültü yapan mı kazançlı çıkmalı? İndik aşağıya kucağımda kuzumla ve annesi de hep yanında. Ultrasonda Beren ilk iğnenin şoku ile korktu doğal olarak. Her ne kadar acımayacak kızım, yanındayız bak desek de, dinlemedi. Ultrason da gözyaşlarıyla sonuçlandıktan sonra yukarıya çıktık yeniden. Ödemiş olduğumuz kan tahlilini iptal ettirmek için. İşte bu sebepten anlattım en başından beri. Bir sürü gereksiz iş. Önce işlemlerin tamamını iptal et, sonra baştan başla… Kuzum o kadar koşturmadan sonra yorgun düştü. Hediye hanımın odasına yatırdık. Kendisini birazcık hastane atmosferinden uzaklaştırmak için. Olaylı kan alımını doktoruna söyledik ve eli hafif, tecrübeli birisi olup olmadığını sorduk. Hemen iki kişiyi yönlendirdi ve Beren’e yakın davranan, gerçekten karşısındakinin çocuk olduğunu bilen kişilerdi. Daha önce elinin üzerinden almaya çalıştıkları kanı, kollarında belirgin damarı arayıp bulduktan sonra aldılar. Daha ince iğne ile, daha az acı ile. O odada bir müddet uzandı Beren ve sonra “daha sessiz” başka bir odaya çıkacağımızı öğrendik. Bundan sonra da 4 gün boyunca orada kalacağımız süreç başladı. Sadece akşama kadar gözlem altında kalacağımızı sanıyorduk ama yapılan tahliller ve ultrason sonucu ciddi bir şeyler olduğunu söylüyordu. Öğrendik ki “zehirli ishal” denilen bir çeşit dizanteriye yakalanmış miniğim. Tedavi süreci bağlanan serum ile başladı ve hastaneden çıkıncaya kadar sürekli yenilendi, arada antibiyotik de damardan verildi. İlk iki gün boğazından sadece ateşini düşürmek için içtiği şuruplar geçti. Gün geçtikçe biraz daha iyiye gidiyordu durumu fakat hastalık da tüm belirtilerini gösteriyordu. Nispeten kendini iyi hissettiği zamanlarda, neşesi yerine geldiğinde biz de girdiğimiz o hastane psikolojisinden sıyrılıp oyunlarımıza, eğlencemize bakıyorduk. O anlardan birinde “ben bebek oldum” dedi tatlım. Anne-babasının uzun bir süre yan yana ve yanında oluşundan mı yoksa ilginin hem bizim hem de kat hemşireleri tarafından eksik edilmemesinden midir bilinmez, çektiği onca ağrının içinde gülümseyen yüzüne bakarken “bebek ne?” diye sordum. Beren’den kendisini tanımlayan bir cevap bekledim ama “apalayan şeydir.” dedi ve konuyu kapattı.

Üç gecenin sonunda doktorlarının söyleyeceği “artık gidebilirsiniz” sözünü duymayı çok istiyorduk ki, çarşamba günü girdiğimiz hastanede nihayet cumartesi günü öğleden sonraki ziyaretlerinde söylediler. Bebeğim de, biz de çok rahatladık. Çıkmadan önce koldaki damar yolu da çıkmalıydı. Bunu da kim yapacaktı? Gün aşırı gündüzleri bize yardımcı olan, Beren’in göz kırptığı ve sevdiği Ayşe ablası tabi ki. Beren’in ateşinin neredeyse 40°C ‘yi bulduğu anda kucakladığı gibi duşun altına sokan kişi. Beren’i doğduğu ilk gün kucağına alan Habibe ablası da yalnız bırakmadı kuzumu.
Sonuna geldiğimiz için sevindik anne baba olarak. Beren için hep bir araya geliyorduk ama üst üste 3 gece bir arada kalmamıştık. Değişik bir deneyim oldu üçümüz için de. Beren iyi olsun da, biz zaten birçok aşamayı da olumlu bir şekilde geçtiğimizi düşünüyoruz.

Beren’in kaldığı odasında ilk tahlil sonuçlarını beklerken, Beren’in küçüklüğünden beri takibini yapan doktoru Mürüvet Kıvran’ı aradık. Durumunu anlattık ve hangi şikâyetle geldiğimizi, o anda nasıl olduğunu söyledik. Neler olabileceğinden bahsetti bize. Şigella bakterisi ile ilgili olabileceğini söyledi. Sonuçlar çıkınca yeniden aramamızı söyledi. Sonuçlar çıktıktan sonra annesi yeniden aradı ve sorduğu birkaç sonucun cevaplarına göre teşhisi zaten koymuştu. Bize de tedaviye hastanede devam edilmesinin doğru olduğunu ve gerekli müdahalenin zaten yapılacağını söyledi. Bir müddet sonra da hastane doktorları gelip bize bilgi verdi. Durum netleşti. Hastane doktorları diyorum. Gökhan bey ve Hediye hanımın yanında bir gece tesadüfen nöbetçi olarak hastanede kalan Erkan bey de Beren ile yakından ilgilendi.

One Thought on “Hastane günleri

  1. nihal gülkokan on 29 Ağustos 2012 at 19:54 said:

    Kuzum bir tanecik prensesim, sana nazar mı değdi? Mehmet amcanın düğününde küçük gelin olarak ilgi odağı olmuştun. Herkes Maşallah demişti ama bazen çok sevgiden de nazar oluyor. Kıyamayız sana bir tanemiz, gözbebeğimiz. Allah beterinden korusun. Seninle birlikte bizim de canımız yanıyor güzel kızım, bir tanem. Sağlıklı ve çok mutlu olman için hep dualarımız seninle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation