Cumartesi Pazar

Cumartesi-PazarCumartesi-Pazar ikilisine dönüştüğünden beri Berenle birlikte olabildiğimiz zamanlar, bir gece dahi olsa koyun koyuna uyumanın verdiği mutluluk ayrı bir duygu. Yan yana yatıp babanın bir hikâye ya da masal anlattığı uykuya geçiş klâsiklerinden değil bizimkisi. “Baba! Kulak!” diyerek yatan, elini boynuma atan sonra elini yavaş yavaş kulağıma doğru getiren bir kız benim kızım. Birbirimizin kulaklarını oynayarak uykuya dalıyoruz.

Uykuya geçmeden önce daha erken saatlerde akşam yemeği için, köftecisindeydik yavrunun. Öyle her köfteyi de yemiyor. Yesin de, yediği yere gideriz. Önemli değil. Köfteleri götürürken yanına su söyledim. Kolayca yutsun diye. Yedi yedi bir süre, içti de suyunu ama bir an geldi ki, ayran istedi. Ben de suyun ılık hâli olur, ayran soğuk gelecek belli, boğazı ağrımasın diye düşünüp dururken, beklemediğim bir yerden girdi konuya…

“Baba, aldığımız su ile gitmiyo köfteler, o ince, kalın bir şeyler lazım…” diyerek annesinden öğrendiğini düşündüğüm, sıvıların yoğunlukları arasındaki ilişkiyi pekiştirdik. Ayran isteği de net bir sebebe bağlanmış oldu böylece.

Tam bu sıralarda büyük babaannesinin (benim anneannem) günlerce hastanede kalmasını gerektirecek düzeyde ciddi bir rahatsızlığı oldu ve ziyaretine gittik birlikte. Kısa süreli de olsa Beren’i gördü ve sevindi.

Hiçbiri birbirine benzemiyor cumartesi-pazarların… Bunlar gibi, insanların da bir günü, başka bir gününe benzemiyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation