Gelidonya Feneri

161023Yıllar önce Beren 2 yaşındayken arkadaşlarımızla gittiğimiz yere, Beren’in okul gezisi organizasyonu ile bu kez kızımla gittik. Yeni okulunun ilk etkinliğiydi. Hareket saati 9.30 olarak belirtildiği için 9.15’de okul önündeydik. Servis araçları sıra sıra okul önünde dizilmişlerdi. Yürüyüşe katılacak olan veliler okul bahçesinde beklerken, beden eğitimi zümresi etkinlik ile ilgili bazı hatırlatmalar yapmak için bizleri bir araya topladı. Bunlar, çocukların velilerin yanından ayrılmamaları, koşmamaları vb güvenlik önerileriyle birlikte, orada yenilecek ve içilecek her şeyin artığının orada bırakılmaması ve yanımızda taşınması gerekliliğiydi.

Toplum olarak planlanan saatte işe başlayamama gibi genel bir alışkanlığımız olduğundan, 9.30’u çoktan geçmesine rağmen hareket edememiştik. Servis araçlarını en önden itibaren doldurarak arkaya doğru ilerlememiz istenmişti. Herkes yerine oturduktan sonra yarım saat rötarla yola çıktık. Yolculuğun 1 saat süreceği öngörülüyordu ancak 2 saatte hedefe ulaşabildik.

Çocuklar için yapılan bir etkinlikte tuvalet ihtiyacı önemlidir. Adrasan’dan aşağıya inmek için anayoldan ayrıldığımızda rampa başında duran servis araçlarının çocukların ihtiyaçları için derme çatma bir tuvalet önünde durduğunu gördük. Aslında iki tuvalet vardı ama birinin kapısı yoktu. Sırayla yapılacak bu iş için o zor durumda sesini dahi çıkarmadan bekleyen çocukları gören arkadan gelen uyanık bir şoför, ‘burada beklersek çok zaman kaybederiz, aşağıya kadar 10 dakikalık bir yolumuz kaldı, orada vaktiniz olur‘ diyerek dağılan grubu toparladı ve söylediği 10 dakika oldu 40 dakika. İndiğimiz noktada da herhangi bir tuvalet mevcut değildi. Deniz kıyısına kadar inip yeniden bir tırmanışa doğru geçiyorsunuz ki zaten o bozuk yoldan bir an önce kurtulmak için aracın durmasını istiyorsunuz. Tuvaleti düşünecek hâliniz kalmıyor.

Şehir içinde kullandığımız normal bir araç için normal olmayan bir zemin. Taş ve toprak. Araçlar gidebildiği kadar ileriye giderek yürüyüş için mesafeyi olabildiğinde kısalttılar. Buna rağmen fenere doğru çıkan patikaya kadar bile 2 km yürüdük. Patika da 2 km. Bu yolun bir de dönüşü vardı tabi ama düşünmemeye çalışarak yola devam ettik. Yetişkinler için neyse de, okulun tüm sınıflarını kapsadığı için oldukça fazla bir mesafeydi. Lise öğrencileri ile ortaokul öğrencileri belki bir nebze fazla dayanabilirler ama aramızda henüz ilkokula başlamış olan çocuklar da vardı.

Çocuklar eğlenceli tarafını da görerek bu işin, tepeye kadar idare ettiler. Anneler, babalar yolda dinlene dinlene çıktılar tepeye. Beden eğitimi öğretmenlerinin birinden duyduğum kadarıyla 13 araçla gelmişiz, her biri 21 kişilik olan araçlarda yaklaşık 250 kişi bir anda tepede buldu kendini. Yanımızda o yol boyunca taşıdığımız yiyecek ve içeceklerin tamamını yiyip bitirmek istedik. Aynı yolu yeniden gitmek zor olacaktı. Beren daha yolun başında bir sandviçi götürmüştü bile. Enerjiyi aldıktan sonra yola koyuldu. Tepeye yakın bir yerde ikinciyi de götürdü. Zaten yükün yarısı gitmişti yolda.

Zirvede ise taşıdığımız suyun yanında Beren’in buzlu çayını çıkardım. Ağırlık olarak ne varsa kurtulmak istiyordum. İki tane de muz almıştım yanıma, biri Beren’e biri kendime. Beren yemek istemediği için ikisini de ben yemek zorunda kaldım. Bir süre oturup dinlendikten sonra manzaranın tadını çıkardık. Bol bol fotoğraf çektik. Okuldan görevliler de toplu fotoğraf çekimi için kalabalığı bir araya toplama gayretindelerdi. Bu gayretin yanında, bazı veliler de en önde biz çıkalım gayreti içindeydiler. Herkes kendine bir yer bulup sabitlendikten sonra arka taraflardan elinden çocuğunun elinden tutarak gelen bir veli birkaç kişinin önünü kapatarak, geçti istediği yere.

Okulda ön bilgi olarak verilen, herkesin çöpünü kendisinin alması ve geri götürmesi yönündeki uyarı pek dikkate alınmamış ki oradaki bir ağacın dibi birden dağa dönüşüverdi. Okul yönetiminin de eğer böyle br öngörüsü varsa, bunu yanlarında getirecekleri çöp poşetlerini dağıtarak herkesin çöpünü toplamasına fayda sağlayabilirlerdi. Biriken çöpler muhtemelen yine öğretmenler tarafından toplandı ve dönüş yolu boyunca elde taşındı.

Aynı yolu yeniden yürüdük ve ayakta duracak hâlimiz kalmadığından bir an önce binip gitmek istedik. Geçtik yine yerimize ve 2 saat sonra bitecek diye düşünerek kalkış saatini beklemeye başladık. Araç hareket edip o rampaları çıktıktan sonra anayola ulaştı ya, sanki epey bir yaklaşmışız gibi hissettim Antalya’ya. Yolda bir süre koluma yaslanıp uyuyan bebeğime bakıp o anı yaşadım. Cam ile başı arasında sıkıştırdığım hırkayı ara sıra düzelterek yaklaşık yarım saat geçti. Gözlerini açtı sonra, yağmur da çiselemeye başladı bir yandan. Oluşan gökkuşağı dikkatini çekti, ardından bir tanesi daha. İki gökkuşağı aynı anda çok güzel görünüyordu. Yağmur bir ara artırdı etkisini. Temizledi her yeri. Sonra yeniden güneş kendisini göstermeye çalıştı bulutların arkasından ama biz o ara hâlâ bitse de gitsek demeye devam ediyorduk.

…ve akşam 18.00 sularında okulun önüne geldik. Sonunda bitti. Kendi arabamıza geçip eve doğru yol aldık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation